SOSYAL ANKSİYETE

Sosyal anksiyete bozukluğu (SAB) nedir? Belirtileri, nedenleri ve etkili tedavi yöntemleri nelerdir?

S
Sinem Davarcı
29 Jan 2026
24 görüntülenme
10 dk okuma
SOSYAL ANKSİYETE

Sosyal Anksiyete Bozukluğu (SAB), diğer adıyla sosyal fobi, bireylerin diğerleri tarafından izlendiklerini düşündükleri ve/veya performans sergilemelerini gerektiren bir durumla karşılaştıklarında deneyimledikleri "yoğun kaygı” olarak tanımlanmıştır. Kişi korkusunun aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Korkulan toplumsal durumlardan kaçınılması ile buna katlanılması söz konusudur.

Görülme sıklığı %3 ile %13 arasında değişen SAB’da, tanı alan bireylerin yaklaşık %1.1’inin tedavi arayışına girdikleri ifade edilmektedir. SAB ile ilgili yapılan epidemiyolojik çalışmalarda, başlangıcının 20 yaş öncesi olduğu bilinmektedir. SAB’ın görülme sıklığı ile ilgili yapılan araştırmalar SAB’ın kadınlar tarafından daha sık bildirilmesi nedeniyle kadınlarda erkeklere göre daha sık görüldüğünü; ancak yapılan klinik çalışma sonuçları ise erkeklerin SAB tedavisine kadınlara kıyasla daha fazla başvurmasından dolayı SAB’ın erkeklerde kadınlara göre daha fazla görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Sosyal Anksiyete Belirtileri

SAB olan bireyin, sosyal ortamlarda kendini eleştirme eğiliminin artmasının yanı sıra terleme, kızarma, çarpıntı, titreme vb. fizyolojik tepkiler gösterdiği belirtilmektedir.

1. Fiziksel Belirtiler (Somatik Tepkiler) 

Sosyal anksiyete sırasında otonom sinir sistemi devreye girer. Vücut, sosyal bir etkileşimi fiziksel bir tehdit (örneğin vahşi bir hayvan saldırısı) gibi algılayarak adrenalin salgılar.

• Yüz Kızarması (Flushing): Sosyal anksiyetenin en karakteristik belirtisidir. Sempatik sinir sisteminin aşırı aktivasyonu sonucu yüzdeki damarlar genişler.

• Çarpıntı ve Taşikardi: Kalp atış hızının aniden artması, göğüste sıkışma hissi.

• Terleme (Hiperhidroz): Özellikle avuç içlerinde veya tüm vücutta görülen aşırı terleme.

• Titreme: Ellerde veya ses tellerinde kontrol edilemeyen titreme (sesin çatallanması).

• Mide ve Sindirim Sorunları: "Karında kelebeklerin uçuşması" hissi, mide bulantısı veya ani tuvalet ihtiyacı.

• Kas Gerginliği: Omuz, boyun ve sırt kaslarının farkında olmadan kasılması.

2. Duygusal ve Bilişsel Belirtiler

Bu belirtiler, kişinin kendi performansına ve başkalarının bakış açısına dair çarpıtılmış düşüncelerinden kaynaklanır.

• Aşırı Öz-İzleme (Self-Monitoring): Kişinin konuşurken dışarıdan nasıl göründüğüne dair aşırı bir takıntı geliştirmesi. "Şu an elimi nereye koydum?", "Sesim titriyor mu?" gibi düşünceler zihni ele geçirir.

• Rezillik Korkusu: Yanlış bir şey söyleme, aptal durumuna düşme veya başkalarının anksiyetesini fark edeceği düşüncesinden duyulan yoğun korku.

• Etkileşim Öncesi ve Sonrası Kaygı:

• Antisipatuar (Beklenti) Kaygı: Sosyal etkinlikten günler önce başlayan endişe süreci.

• Post-Event Processing (Olay Sonrası Analiz): Etkinlik bittikten sonra kişinin kendi performansını saatlerce "otopsi yaparcasına" inceleyip hatalarına odaklanması.

• Zihinsel Boşluk (Mind Going Blank): Kaygı seviyesi çok yükseldiğinde prefrontal korteksin (mantıklı düşünme merkezi) işlevinin geçici olarak zayıflamasıyla kişinin ne diyeceğini unutması.

Sosyal Anksiyete Nedenleri

SAB’ın nedenleri ile ilgili yapılan çalışmalarda tek bir nedene rastlanılmamıştır. Genetik yatkınlık, öğrenmeye dayalı yaşantılar, mizaç bileşenleri (davranışsal baskılanma) gibi özellikler üzerinde durulmaktadır.

1. Biyolojik Faktörler 

SAB etiyolojisini araştırmak amacı ile yapılmış olan ikiz ve aile çalışmaları kapsamında genetik etmenlerin orta derecede katkısı olduğu görüşü belirtilmektedir.

Kendler ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada, bozukluğun kalıtsal geçişinin %30 civarında olduğu ileri sürülmüştür. 112 Sonraki çalışmalarında ise bu oranın %30’dan %50’ye yükseldiği görülmüştür. Bir çalışma SAB olan ebeveynlere sahip kişilerin, çocukluk ve ileri dönemlerde bozukluğun gelişme riski oranlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca aile öykülerinde psikiyatrik rahatsızlık olan kişiler kendilerine daha güvensiz olup, kişilerarası ilişkilerinde kısıtlılık yaşayabilirler.

2. Çevresel Faktörler

Kırsal kesimlerde yaşayan, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi düşük olan kişilerde SAB riski artmaktadır. Bunlara ek olarak kadınlarda, bekar ve genç olan kişilerde ortaya çıkma riski daha yüksektir. SAB olan ve olmayan yetişkinlerin incelendiği bir çalışmada ise özellikle kişilerarası yaşam olaylarının bozuklukta bir rolü olduğu bulunmuştur.

Ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutumlarının çocuk ve gençlerin psikososyal gelişimi üzerinde kalıcı etkileri olduğu ve sosyal ilişkilerinin, benlik gelişimlerinin şekillenmesinde de önemli olduğu bilinmektedir. Ebeveyn iletişimi iyi olan ve gereksinimleri doğru bir şekilde karşılanmış olan çocukların sosyal anksiyete düzeylerinin az olduğu görülmüştür. Aşırı ebeveyn korumacılığı veya reddinin, çocuklarda artan SAB oranları ile anlamlı olarak ilişkili olduğu ortaya konulmuştur.

3. Davranışsal Ketlenme

Bulgular çocukluk dönemindeki davranışsal ketlenmenin özellikle ergenlik ve genç yetişkinlikte sosyal anksiyete ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Çocukluk dönemlerinde sıkılgan olan, çekingen tavırlar sergileyen, karşılaştıkları yeni sosyal durumlarda kaygı yaşayan çocuklar, genç yetişkinlik dönemlerinde yine benzeri davranışsal sıkıntıları sürdürmektedirler. Davranışsal ketlenme, SAB için risk faktörü olarak kabul edilmektedir.

Etkili Tedavi Yöntemleri

1. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT / CBT) 

Bilimsel araştırmalara göre sosyal anksiyetede altın standart kabul edilen yöntemdir. BDT, kişinin sosyal durumlara dair çarpıtılmış düşüncelerini değiştirmeye odaklanır.

• Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Kişinin "Herkes bana bakıyor" veya "Hata yaparsam rezil olurum" gibi felaketleştirici düşüncelerini rasyonel kanıtlarla sorgulamasını sağlar.

• Maruz Bırakma (Exposure): Kişinin korktuğu sosyal durumlara aşamalı ve kontrollü bir şekilde girmesi sağlanır. Bu, beynin "alışma" (habituation) sürecini tetikler.

• Sosyal Beceri Eğitimi: Eğer anksiyete, gerçek bir sosyal beceri eksikliğinden (göz teması kuramama, konuşma başlatamama gibi) kaynaklanıyorsa, bu beceriler laboratuvar ortamında prova edilir.

2. Farmakoterapi (İlaç Tedavisi)

İlaç tedavisi genellikle semptomların çok şiddetli olduğu veya terapinin tek başına yeterli gelmediği durumlarda tercih edilir.

• SSRIs (Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri): Sertralin, paroksetin ve fluoksetin gibi ilaçlar sosyal anksiyete tedavisinde birinci basamak ilaçlardır (NICE, 2013). Beyindeki serotonin dengesini düzenleyerek genel kaygı seviyesini düşürürler.

• Beta-Blokerler: Propranolol gibi ilaçlar, özellikle topluluk önünde konuşma gibi "performans anksiyetesi" durumlarında kalp çarpıntısı ve titreme gibi fiziksel semptomları baskılamak için kullanılır.

3. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)

Son yıllarda "üçüncü dalga" terapiler arasında popülerlik kazanan ACT, anksiyeteyi yok etmeye çalışmak yerine onunla yaşamayı ve değer odaklı hareket etmeyi öğretir.

• Bilişsel Ayrışma: Düşünceleri "mutlak gerçekler" olarak değil, sadece "zihinden geçen kelimeler" olarak görme pratiğidir.

• Kabul: Kaygı anında oluşan fiziksel duyumlarla savaşmayı bırakıp onlara yer açmak, böylece anksiyetenin şiddetini doğal yolla azaltmak hedeflenir.

4. Grup Terapisi

Sosyal anksiyete tedavisinde grup terapisi oldukça kritiktir çünkü tedavi ortamının kendisi bir "sosyal laboratuvar" işlevi görür.

• Benzer sorunlar yaşayan diğer insanları görmek, kişinin kendisini damgalanmış hissetmesini önler.

• Diğer grup üyelerinden alınan geri bildirimler, kişinin "dışarıdan nasıl göründüğüne" dair çarpıtılmış algısını düzeltmesine yardımcı olur.

Ne Zaman Profesyonel Yardım Almalı?

Eğer kaygılarınız günlük işlevlerinizi yerine getirmenizi engelliyorsa, sosyal ilişkilerinize zarar veriyorsa veya fiziksel sağlığınızı etkiliyorsa bir uzmana başvurma vaktiniz gelmiş demektir.

Sonuç SAB en yaygun görülen anksiye çeşitlerinden biridir ve çevresel, biyolojik vb. olmak üzere birçok nedeni vardır. SAB yönetilebilir bir durumdur. Doğru teknikler, uzman desteği ve tedavideki iş birliği ile hayat kalitenizi artırmak mümkündür.

Unutmayın, bu süreçte yalnız değilsiniz. Kaygılarınızla başa çıkmakta zorlanıyorsanız, alanında uzman psikologlarımıza ulaşarak online terapi randevusu alabilirsiniz.

KAYNAKÇA

Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 2012 Psikoloji Çalışmaları, Cilt 41, Sayı 2, 2021

Amerikan Psikiyatri Birliği, 2000

Kessler ve ark., 2007

American Psychiatric Association (APA), DSM-5-TR, 2022 

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2022

Stein, M. B., & Stein, D. J. (2008). "Social anxiety disorder." The Lancet

Etkin, A., & Wager, T. D. (2007). American Journal of Psychiatry

Clark, D. M., & Wells, A. (1995). "A cognitive model of social phobia

Hofmann, S. G. (2007). "Cognitive factors in social anxiety disorder" (Clinical Psychology Review)

Sosyal Anksiyete Bozukluğu ve Psikolojik Zihinlilik Arasındaki İlişkinin İncelenmesi, Gizem Tülgün, 2020 

National Institute for Health and Care Excellence, Social Anxiety Disorder: Recognition, Assessment and Treatment.

Mayo Clinic, Social Anxiety Disorder Diagnosis and Treatment, 2024.

Hofmann, S. G., & Otto, M. W. (2008). Cujipers, P., et al. (2016).

Sinem Davarcı

Sinem Davarcı

Merhaba, ben Psikolog Sinem. Yaklaşık 5 yıl önce Psikoloji Lisans bölümünden mezun oldum. O zamandan bu yana BDT ekolü ile bireysel yetişkin terapisi çalışmakta ve depresyon alanında uzmanlaşmaktayım. Bu panelde psikolojiye dair merak ettiğin her şeyi bilimsel temelli olarak bulabilir, 'aslında' psikoloji atölyelerine katılabilirsin. Keyifli vakit geçirmen dileğiyle :)

Profili Görüntüle

Yorumlar

Yorum yapmak icin giris yapmaniz gerekiyor.

Giris Yap
Yorumlar yukleniyor...

İlgili İçerikler

En Çok Okunanlar

Kategorileri Keşfet