Belki de kendi geleceğini sen fark etmeden çiziyorsundur. Alma–verme dengesi, özellikle yetişkinlik ilişkilerinde kişinin kendi varlığını ortaya koymasına yardımcı olur. Ancak bazen, hatta çoğu zaman, geçmiş yaşantımızda duygularımızın hangi şekilde karşılandığını öğrendiysek, bugün de benzer şekilde davranarak eksik kalan duygularımızı tamamlamaya çalışırız.
Bu konuyla ilgili çalışma yapan Stephen Karpman, Drama Üçgeni kavramı altında kişilerin eksik kalan duygularını tamamlama biçimlerini ortaya koymuştur. Bu roller şunlardır: Kurban rolü, Kurtarıcı rolü ve Suçlayıcı rolü. Kişi bu roller arasında gidip gelse de genellikle bir tanesine daha yatkındır. Örneğin, kurban rolünü davranış biçimi hâline getirmiş bir kişi, bu rol sayesinde çevresinden sürekli ilgi görmüş, fark edilmiş ya da sevilmiş hissediyor olabilir ya da kurtarıcı rolündeki bir kişi, kendi ihtiyaçlarını değil başkalarının ihtiyaçlarını karşılayarak sevilme, görülme ya da onaylanma duygusunu yaşamış olabilir.
Bazı kişiler ise zorbalık yaparak görülmüş, sevilmiş ve onaylanmış hissini elde etmiş ve yetişkinlikte de bu rollerle hayatına devam ederler. Çünkü bu roller geçmişte kişinin eksik olan duygularını almasına yardımcı olduğu için hem güvenilirdir hem de tanıdıktır.
Peki bu rollerin kişiye nasıl bir faydası var ki ve kişi bu roller sayesinde hangi duyguları bastırıyor olabilir?
Çoğu zaman kişi bu rolleri kullanarak sevgi almış, görülmüş, onaylanmış, anlaşılmış ve yargılanmamış hissini deneyimlemiştir. Bu deneyimler sayesinde roller zamanla kişinin kişilik örüntüsünün bir parçası hâline gelmiştir. Aslında bu roller, zamanında yeterince sağlıklı ebeveynlik alamamış çocukların ihtiyaç duydukları duyguları elde etmek için geliştirdikleri baş etme yollarıdır. O dönem için işlevseldir ve çocuğun hayatta kalmasına yardımcı olur. Ancak yetişkinlikte bu roller, uzun vadede kişiye zarar vermeye başlar. İşin garip yanı ise şudur:
Yetişkinlikte, uzun vadede bu durum kişiyi tüketir.
Çünkü temelde yatan duygu korkudur ve zamanla kişi yoğun bir şekilde yalnızlık, tükenmişlik ve bitkinlik duygularını yaşamaya başlar. Çözüm çoğu zaman acı verici olabilir. Çünkü yıllarca beynimizin “doğru” olarak kabul ettiği birçok davranışı değiştirmek, sağ eliyle yemek yiyen birinin aniden sol eliyle yemek yemesine benzer. Başta dökersin, kaşığı taşımakta zorlanırsın. Ancak devam ettikçe sol elle yemek yemek zamanla daha kolay hâle gelir. Yani bir kez yapıp bırakmak, yıllardır süregelen alışkanlıkların değişmesine yetmez.
Zaman ve sürekli tekrar gerekir.
Bu noktada kendimize şu soruları sormak önemlidir: Hangi duygumu tanıyamadığım için bu rolleri kullanarak başkalarından almaya çalışıyorum? Bu duyguları geçmişte nasıl deneyimledim? Belki de sen bu duruma doğrudan maruz kalmadın; ancak çevrendeki insanların bu şekilde hayatta kaldığını gördüğün için bu davranışı kendine adapte etmiş olabilirsin. Bu roller kısa vadede kişiye konfor alanı sağlar; fakat uzun vadede seni sürekli kendinden uzaklaştırır.
Biraz da çözümlerden bahsedelim. Örneğin kurban rolü için: Kurban rolüne girdiğimde hangi duyguyu dışarıdan tamamlıyorum? Bazı kişiler kendini acındırdığında karşı taraf tarafından dinleniyor, onaylanıyor ya da seviliyor olabilir. Belki de ilk adım, bu rolü oynamadan da başkalarının seni dinlediğini, gördüğünü ve sevdiğini hissederek sürece başlamaktır.
Aynı zamanda “Bu kurban rolünü çocukken nasıl deneyimledim?” sorusunu kendine sormak ve geçmiş ile bugün arasındaki bağlantıları kurmak, bu zinciri kırmana yardımcı olur. Yani geçmişte işimize yarayan bu roller, bugün kendimiz gibi olmamızın önündeki en büyük engel olabilir. Burada önemli olan, bunu değiştirmeye gönüllü olmak, bunun için zaman ayırmak ve sürecin iniş çıkışlarla dolu olduğunu kabul etmektir.
Unutmayın: Değişim akşamdan sabaha olmaz. Her yeni doğuş aynı zamanda sancılıdır.