Çocuk ve ergenleri anlayabilmenin en etkili yollarından biri, onların zaman perspektifinden bakabilmektir. Zaman kavramı, kuşaklar arası farklılaşmanın temel belirleyicilerinden biridir. Günümüzde aktif danışan profilleri arasında Z ve Alfa kuşağı çocuk ve ergenler yer almakta; bu kuşaklar teknolojinin içine doğmuş, hız ve çoklu uyaranla gelişim göstermiştir.
Z kuşağı, kendisinden önceki kuşaklar tarafından sıklıkla eleştirilmiş olsa da bugün yeni nesilleri anlayabilecek bir geçiş kuşağı konumundadır. Henüz bu eleştirilerle baş etmeye çalışırken, Alfa ve Beta kuşaklarının gelişimsel ihtiyaçlarıyla da yüzleşmektedir. Bu durum, Z kuşağı psikologlar için önemli bir klinik avantaj yaratmaktadır.
Teknoloji çağında doğan Z kuşağı psikologlar, dijital dünyayı dışarıdan gözlemleyen değil; onun içinde var olan bireylerdir. Bu nedenle çocuk ve ergen danışanlarla kurulan terapötik ilişki çoğu zaman daha hızlı, daha doğal ve daha uyumlu ilerleyebilmektedir. Zihinsel esneklik, dijital ritimlere aşinalık ve görsel–etkileşimsel iletişim becerileri bu uyumu desteklemektedir. Örneğin; Y kuşağı bir psikolog ile Alfa kuşağı bir danışan arasında kurulan ilişki ile Z kuşağı bir psikolog ile Alfa kuşağı bir danışan arasındaki terapötik bağ karşılaştırıldığında, kuşaklar arası zihinsel ve zamansal yakınlığın ilişki kurma hızını ve sürdürülebilirliğini etkilediği görülmektedir. Elbette bu durum mutlak bir üstünlük değil; hem avantajları hem de sınır yönetimi gerektiren yönleri olan klinik bir gözlemdir. Bu nedenle kuşak farkları, terapi sürecinde bir etiket değil; anlamaya açılan bir çerçeve olarak ele alınmalıdır.
Bir sonraki paylaşımda bu konuyu; oyun terapisi, BDT uyarlamaları ve seans içi klinik örneklerle ele almayı planlıyorum. Şimdilik okumaya, gözlemlemeye ve araştırmaya devam…