Bugün hayatın bizi sezgilerden uzaklaştırdığı, rasyonel bir formül ile yaşamda var olan her türlü problem ve akıl yürütmeyi analitik akıl ile başarabileceğimizi düşündüren bir çok araç ve teknolojik akıl tacirleri var. Yetişkinlik hayatımızda sadece iş problemlerini çözmek ya da akademik bilgilere ulaşmak için değil bir çok kaynaktan eriştiğimiz yapay zeka araçları, podcastler ve videolar mevcut. Bunu her zaman bir bilgi kazanmak maksadıyla değil bir duyguyu düzenlemek, kafa karışıklığına çözüm bulmak ve kendimizde ‘’düzeltilmesi’’ gereken savunma mekanizmaları için de kullanıyoruz.
Okulun ilk yıllarında, yetişkinlik hayatımıza kadar geçen süreçte eğitimin her daim akılcı bir tarafı var. Fakat bu akıl her zaman sezgileri, içgüdülerimizi ve özümüzü dışarda bırakmaya içten gelen bilgiyi kapı dışarı edip hazır bilgiyi almaya yönelik işliyor. Birçok insan nereden geldiğini bilmese bile içerdeki bilginin, onu duymadığında ya da dinlemediğinde işlerin ters gittiğini ve rasyonel aklın, alışmış olduğumuz akıl yürütme şekillerinin gerçek hayatta hiçte işlemediğini gördüğü olmuştur.
İçgüdü çok bilge ve reflekstir. Ansızın gelmesinin, siz çağırmadan size bir şey söylemesinin yüksek bir anlamı vardır. Eğer maladaptif değilse -duygular ve düşünceler birincil değil ikincil ise, çarpıtılmış ve yanlış yorumlanmış yani başta bahsettiğim gibi her daim bir mantığa oturtturulmak zorunda kalma hissiyle bir varsayım belirtmiyorsa- çoğu zaman doğrudur. Bir ortama girdiğinizde hiçbir mantıklı gerekçe bulmamanıza rağmen orada güvensiz hissetmeniz bedeninizin size bir duyumudur. Oradan çıkmak istemeniz içgüdünüzün siz algılamış olmamanıza rağmen bir şey bildiğinin ve bunun uyarısını yaptığının bir sesidir.
Bugünkü dünyada okul ve eğitim hayatı, akademik dünya, bilimin gidişatı ve yapay zeka araçları bilginin ancak ham ve öne getirilmiş ya da kanıtlanmış bir şekilde ancak bilgi olarak adlandırmamızı öncelik hale getiren bir yapıda. Fakat özne her zaman kaynağını bilmemesine rağmen bir bilgiyi önceden ‘’hissettiğini’’ söyler. Burada yanlış anlaşılmamak adına spritüel alan dışında insanın özünde gizil olan bir şey olduğunu söylemek isterim. Bu, insan zihninin, ruhunun bir bütün olarak işlerken beynin henüz bilmeyen mekanizmaları ve duygularıyla birlikte duyumsanan bir olgu.
İçgüdü ve sezginin sesinin kısılmaya çok müsait olduğu bu çağda biricik bir ruha sahip olan herkesin bunları koruması ve sesine daha çok kulak vermesi gerekiyor. Aklı, bilgiyi, bilgiye giderken ki seçtiğimiz ön paketi dışarıda tutsaydık- eğitimin yapılaştırdığı ve tek tip düşünme modeli haline getiren müfredatın dışında kalsaydık, insanın bilimde en çok harekete geçmesini sağlayan merak duygusunu güçlü tutmak için çabalasaydık, anlamsız olsa ve serbest çağırışımın kaynağını bilmesek bile soru sormanın felsefi düşünceyi ürettiğini devamlı hatırlasaydık, bugün toplumsal ve kişisel olarak içe dönüp, kaynaklarımızı ve bilgiyi nasıl algıladığımı sorgulasak nelerin farklı olacağını ve bizde ne gibi deneyimler yaratacağını merak ediyorum.