Gerçekten kafanızın içinde durmadan konuşan ses size mi ait? En son ne zaman iç sesinizle konuşurken kendinizi yakaladınız? Size ne söylüyordu? Sizi yetersizlikle mi suçluyordu? Ne yaparsanız yapın eksik ve sevilmemiş olduğunuzu mu fısıldıyordu? İç ses, beynimizin içinde bizimle sürekli konuşan bir mekanizmadır. Sigmund Freud buna “süperego” adını vermiştir.
Çocukluğumuzda bize bakım veren kişiler sürekli eleştirel, kontrol edici ya da yargılayıcı bir dil kullandıysa; duygu ve düşüncelerimize yeterince alan tanımadıysa, zamanla onların sesi bizim iç sesimize dönüşebilir. Bir noktadan sonra biz olmaktan çıkar, onların inançlarını, duygularını ve bakış açılarını içselleştiririz. Sanılanın aksine zihnimizden sürekli düşünceler geçmesi tamamen normaldir. Yapılan araştırmalara göre insan zihninden günde yaklaşık 6.000 ile 70.000 arasında düşünce geçmektedir.
Peki bu düşüncelerin hepsi gerçekten yararlı mıdır?
İşte asıl mesele tam da buradadır. Çünkü zihnimizden geçen her düşünce bize ait değildir. Bir kısmı geçmiş deneyimlerimizin, bir kısmı da nesilden nesile aktarılan öğrenilmiş kalıpların ürünüdür. Gün boyu yoğun çalışıyoruz, ekonomi zor, ilişkiler değişti demek çözüm müdür? Yoksa bu durumu dönüştürmenin bir yolu var mıdır?
İnsan söz konusu olduğunda, potansiyel de söz konusudur. Yeter ki ilk adımı atmaya cesaret edelim ve düşsek bile yürümeye devam edelim. Ben buna “bebek adımları” diyorum. Hepimiz yürümeyi öğrenmeden önce defalarca düştük yani hiçbir başarı bir gecede olmadı. Peki içsel sınırlarımızı nasıl belirler ve güçlendiririz? İlk adım, zihnimizde konuşan sesin gerçekten bize mi ait olduğunu sorgulamaktır. Bu ses bizim yetişkin benliğimiz mi, yoksa çocukken maruz kaldığımız bir ebeveyn figürünün içselleştirilmiş hali mi? Bunu yapabilmek için önce zihnimizde bizimle konuşan bir ses olduğunu kabul etmeliyiz.
Ardından bu sesin üzerimizdeki etkisini azaltmak için bilinçli çalışmalar yapmalıyız. Örneğin; okulda bir sunum yapacaksınız. Her şey hazır. Fakat içinizden bir ses “Yapamazsın”, “Kimse seni dinlemeyecek”, “Zaten seni anlamazlar” diyorsa, bu büyük ihtimalle geçmişte sizi yeterince desteklememiş ya da eleştirmiş bir figürün sesidir. Belki bugün başarılı bir yetişkinsiniz, işinizde iyisiniz; ama o eski ses hâlâ kararlarınızı etkiliyor olabilir. Hatta kararınızı aldıktan sonra bile içinizde bir huzursuzluk yaratıyorsa, o ses büyük olasılıkla sizin öz benliğinize ait değildir. Peki çözüm nedir?
Çözüm kolay değildir, fakat mümkündür. En etkili yöntemlerden biri bilişsel çalışmalardır. Özellikle iki seçenek arasında kaldığınızda otomatik olanı değil, sizi geliştirecek olanı seçmek; eski öğrenilmiş kalıpları fark etmek için güçlü bir adımdır. Otomatik kararlar çoğu zaman çocuklukta öğrenilmiş ve sorgulanmadan kabul edilmiş kararlardır.
Bir diğer yöntem meditasyondur. Bessel van der Kolk’un The Body Keepsthe Score adlı kitabında da vurguladığı gibi, beden geçmişi kayıt altında tutar. Düzenli yapılan meditasyon çalışmaları, bu kayıtların yarattığı duygusal yoğunluğu azaltmaya ve iç sesin şiddetini düşürmeye yardımcı olabilir.
Bir başka güçlü yöntem ise terapidir. Terapi, en etkili dönüşüm yollarından biridir. Ancak emek ister. Bazen kişinin yıllardır doğru sandığı inançlarını sorgulamasına ve sarsılmasına neden olabilir. Fakat gerçek değişim çoğu zaman tam da burada başlar. Sonuç olarak, iç sesimiz her zaman bize ait olmayabilir. Fakat hayatımızı her an etkileyebilir. Doğru ve sürekli yapılan çalışmalarla kendinizden yeni bir “siz” doğurma şansınız her zaman vardır.
Peki siz, bu değişime hazır mısınız?