Partneri seçimini neye ve hangi kriterlere göre yaparız? Romantik ilişkide partner seçerken belirli bir kriteriniz var mı? Gerçekten de partner olarak seçtiğiniz kişiyi siz seçtiğinize emin misiniz?
Çoğumuz partner seçimi yaparken belirli kriterler belirleriz; uzun boylu olsun, eğitimli olsun, beni anlasın, beni çok sevsin ya da beni onaylasın gibi. Aslında bu seçimlerin çoğu geçmiş deneyimlerimize göre belirlenir. Ne yazık ki birçoğumuz, kendimizle tanışıklığımız az olduğu için kendimizde tam olarak fark etmediğimiz birçok eksik duyguyu karşıdaki kişiden tamamlamak amacıyla ilişki içinde olmak isteriz. Aslında bu durum, doğru şekilde kullanıldığında çoğu zaman kişiyi ruhsal olarak geliştiren bir süreçtir.
Tekrar ilk soruya dönersek, yani “Partnerimizi neye göre seçeriz?”
Bu sorunun cevabı, kişinin doğumundan itibaren bakım veren kişilerin (anne, anneanne, babaanne ya da ücretli bakıcılar) doğrudan etkisiyle ilişkilidir. Bununla ilgili en güzel kitaplardan biri Timur Harzadin’in yazdığı "Bir Sor: Seni Neden Seçtim?" kitabıdır. Bu konu kitapta daha net ve derin bir şekilde anlatılmıştır. Eğer bakım veren kişiler bizimle sağlıklı ruhsal ilişkiler kurmuşsa, biz de onlardan aldığımız sağlıklı duygular sayesinde ruhsal olarak daha sağlıklı kişileri kendimize partner olarak seçeriz. Ama sorun şu:
Çoğu zaman bize bakım veren kişilerin hem kendi duygularını tanımakta zorluk çekmelerinin yanı sıra, bir bebeğin hangi evrelerde hangi duygusal ve davranışsal sürece ihtiyaç duyduğunu bilme konusunda yeterli bilgiye sahip olmamalarının da etkisi büyüktür.
Buna ek olarak, bizim gibi Orta Doğu ve Batı kültürleri arasında sıkışmış toplumlarda çoğu zaman hissettiğimiz duyguları etiketlemekte de zorluk çekeriz. Örneğin, sevgi sanki gösterilmemesi gereken bir duygu gibi lanse edilir ya da karşımızdaki kişinin davranışından dolayı hissettiğimiz bir duygu için karşı tarafa “Sen bu davranışı yaptığında ben kendimi yok olmuş gibi hissediyorum.” demekte zorluk çekeriz.
Peki, bu durumun partner seçimiyle ne alakası var diyebilirsiniz. Aslında seçilen partnerde aradığımız özellikler ile bize bakım veren kişiler arasında bir benzerlik olmasını isteriz, yani seçilen partnerden bilinçdışı olarak çocukluğumuzda bakım verenlerden eksik aldığımız duyguları bize vermesini talep ederiz. Yani partner seçim süreci çoğu zaman bilinçdışı bir süreçtir. Bir bakıma, geçmişte tamir edemediğimiz bu duyguları yetişkinlikte bir partner bularak onarmaya çalışırız. Çoğu zaman başlangıçta işe de yarar çünkü iki taraf da birbirine karşı tarafın görmesini istediği duyguları ve davranışları gösterir. Temel amaç, karşıdaki kişi tarafından beğenilmek ve seçilmektir.
Peki, başlarda seçilen partner neden sonradan değişmeye başlar? Aslında bunun temel nedeni hormoneldir. Yani beynimizde bulunan dopamin hormonu sayesinde karşıdaki kişinin daha çok olumlu yönlerini görme eğiliminde oluruz. Çünkü dopamin hormonunun bir başka etkisi de olumsuz duyguları hızlıca bastırabilmesidir. Yani seçtiğimiz partner bize olumsuz bir davranışta bulunsa da beynimizdeki dopamin hormonu yüksek olduğu için partnerin yaptığı olumsuzluklar, çoğu zaman gözümüze görünmez. Yani aslında seçilen partnerin olumsuz duyguları ve davranışları başlarda da mevcuttur fakat biz daha çok görmek istediğimiz duygulara daha çok odaklanırız. Bu arada bu durum iki taraf için geçerlidir, yani biz partnerimizden ne kadar çok şikâyet ediyorsak biz de o kadar sorunluyuzdur.
İnsan beyni, en büyük kayıplarda bile (ölüm gibi) ortalama 6 ay ile 2 yıl arasında yeterli yas tutmuşsa duyguları artık normalleşmeye başlar. Bu bilginin bize en büyük faydası, partner ile bağ kurdukça partnerin diğer yönlerini de görmeye başlamamızdır. Başlarda sadece seçilen partnerin olumlu yönlerini görürken birlikteliğin 6. ayından itibaren dopamin hormonu normale dönmeye başlar ve seçilen partner ile adeta ikinci defa tanışırız. Bu tanışma ise çoğu zaman kişinin daha önce karşısında görmediği (ya da görmek istemediği) gerçekleri fark etmesine neden olur. Çoğu zaman partnerler arasında şu cümle geçer:
“Sen baştaki kişi gibi değilsin, çok değiştin, sana ne oldu?”
Aslında ilişkinin devamında görülen kişilik, en baştan beri var olan kişiliğin aynısıdır. Fakat hem dopamin hormonunun yüksek olması hem de bizim diğer partnere yüklediğimiz olumlu duygular sayesinde sadece karşıdaki kişinin olumlu yönlerine odaklanırız. Ama gerçeklikle tanıştıkça, bir bakıma bize geçmişte bakım veren kişilerden eksik ya da hiç alamamış olduğumuz duyguları bize hissettiren kişileri yeniden hayatımıza çekmiş oluruz. Yani geçmişte bakım verenler tarafından bizi yok sayan, görmeyen, duymayan ya da sevgiyi şarta bağlı olarak veren kişilerin benzerlerini yetişkinlikte hayatımıza tekrar çekip geçmişi tamir etmeye çabalarız. Aslında değişen kişiler değil, dopamin hormonu nedeniyle başlarda kolaylıkla silinen olumsuz duyguların zamanla silinmemesinden kaynaklanan bir illüzyondur.
Peki, bunun bir çözümü yok mu diye sorar olduğunuzu duyar gibiyim. Tabii ki ruhsal ve duygusal eksikliklerin birçoğunun çözümü vardır, yeter ki siz bu farkındalığa ulaşmak için kendinize zaman ayırın. Aynı Mümin Sekman’ın sözünde olduğu gibi:
“Başarının bedelini bir dönem için ödemeyenler, başaramamanın bedelini bir ömür boyu öderler.”
Yani seçilen partnerin hem olumlu hem de olumsuz yönlerini bir bütün olarak görmeyip partneri düzeltmeye çalışmak, sadece beyhude bir çabadan ileri gitmez; adeta nehre karşı kürek çekmek gibidir. Aynı yerde kalır ve zamanla yorulursunuz.
Çözüm bölümüne geçmek gerekirse öncelikle seçtiğimiz partneri değiştirme fikrinden vazgeçmeliyiz. Bununla birlikte partnerimizin söylemi ya da davranışı bizde hangi duyguları tetikliyor, bunu fark etmeliyiz. Örneğin, partnerinizden açıkça talep ettiğiniz hâlde partneriniz size talep ettiğiniz duyguları vermiyor diyelim. Bu durumda partnerinizin size hangi duyguları vermesini istediğinizi bir kâğıda yazın; örneğin “beni çok sevsin”, “bana sahip çıksın” gibi. Daha sonra bu duyguları size geçmişte kimlerin yeterince vermediğini ve hangi durumlarda bu duyguları eksik deneyimlediğinizi düşünün.
Başlangıçta bu süreç size acı verebilir fakat geçmişteki anların duygularına gitmek, o anlara bağlı duyguların dönüşmeye başlamasına yardımcı olur. Zamanla bir başkasının size sahip çıkması ya da sizi sevmesi için bir partnerle birlikte olmak istemek yerine iki tarafın da ilişkide söz sahibi olduğu ve sağlıklı sınırların bulunduğu bir ilişki modeline geçebilirsiniz. Çünkü partner ilişkisi, iki tarafın da ilişkiye katkı sağladığı bir süreçtir ve çoğu zaman doğru kullanıldığında iki tarafı da olumlu yönde geliştirir.
Sağlıklı partner ilişkileri içinde bulunmanız dileğiyle…