Erken çocukluk dönemi, bireyin tüm gelişim alanlarının temellerinin atıldığı kritik bir evredir. Bu dönemde anne ve baba, çocuğun bilişsel, psikomotor, dil, sosyal ve duygusal gelişimini destekleyen ilk ve en etkili eğitimciler olarak önemli sorumluluklar üstlenmektedir.
Bebeklik döneminde bakım verme sorumluluğu çoğunlukla anne tarafından üstlenilse de, babanın rolü çocuğun doğumuyla birlikte başlamaktadır. Ancak toplumsal yapı ve kültürel kabuller doğrultusunda babalar çoğu zaman çocuk bakımında ikincil bir konumda kalmakta ve aktif sorumluluk almaları çocuğun ikinci yaşını ya da daha ileriki dönemleri bulabilmektedir.
Aile, çocuğun kişilik gelişimini biçimlendiren en temel sosyal bağlamdır. Anne ve babanın benimsediği yetiştirme tutumları, çocuğun benlik algısını, davranış örüntülerini ve sosyal uyumunu doğrudan etkilemektedir. Bunun yanı sıra aile, toplumsal değerlerin ve normların çocuğa aktarılmasında önemli bir işlev görerek sosyalleşme sürecine katkı sağlar.
Anne ve babanın çocuk eğitimindeki rolleri birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Geleneksel aile yapısında baba; disiplini sağlayan, geleceği planlayan ve ailenin dış dünya ile ilişkisini kuran figür olarak tanımlanmaktadır. Toplumun babaya yüklediği roller tarihsel olarak değişime uğramış olsa da, etkili bir baba figürü hem maddi gereksinimleri karşılayan hem de çocuğun duygusal ihtiyaçlarına yanıt veren bir işlev üstlenmelidir.
Babanın sevgi, rehberlik ve problem çözme süreçlerinde çocuğun yanında olması, çocuğun kendini güvende hissetmesi ve çevresel risklerden korunması açısından önemlidir. Babalık yalnızca ekonomik sorumluluklarla sınırlı değildir; aynı zamanda çocuğa zaman ayırmayı, onunla yakın ve nitelikli bir ilişki kurmayı gerektirir. Finansal desteğin sağlanması ve iyi bir eğitim ortamının sunulması, çocuğun sağlıklı gelişimi için tek başına yeterli değildir.
Çocuğun cinsiyetinden bağımsız olarak baba ile kurduğu etkileşim, model alma yoluyla özgüven, sorumluluk ve sosyal becerilerin gelişmesine katkı sağlar. Yapılan araştırmalar, babalarıyla etkin ve kaliteli zaman geçiren çocukların benlik saygılarının daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Günümüzde annenin iş yaşamına daha aktif katılımı ile birlikte, babaların da birincil bakım veren rollerini üstlenmeleri önem kazanmıştır. Babanın çocuğun ödevlerine yardımcı olması, günlük bakım süreçlerine katılması ve ev içi sorumlulukları paylaşması, hem çocuk-baba iletişimini güçlendirmekte hem de annenin yükünü azaltmaktadır (Uluğ, 2011).
Okul öncesi dönemde çocuklar, ebeveynlerini model alarak davranış geliştirmekte ve bu süreç cinsel kimlik gelişimi açısından da önem taşımaktadır. Baba, bu dönemde özellikle disiplin kazandırma ve sınır koyma rolüyle öne çıkar. Ancak bu disiplin anlayışı otoriter ve cezalandırıcı bir tutumdan ziyade; doğru davranışların pekiştirildiği, yanlış davranışların ise rehberlik yoluyla düzeltildiği bir yaklaşımı içermelidir.
Disiplin süreci anne ve baba tarafından ortaklaşa yürütülmeli, ebeveynler tutarlı bir tutum sergilemelidir. Baba figürü, özellikle erkek çocukların cinsiyet rollerini kazanmasında önemli bir model olmakla birlikte, kız çocuklar için de sağlıklı bir özdeşim nesnesidir. Okul öncesi dönemde çocuklar anne ve babalarıyla özdeşim kurarak toplumsal cinsiyet rollerini öğrenirler. Bu bağlamda, her iki ebeveynin de çocuğun yaşamında aktif ve erişilebilir olması önemlidir.
Araştırmalar, babası otoriter ve ilgisiz olan çocuklarda utangaçlık, çekingenlik ve sosyal geri çekilme gibi özelliklerin daha sık görüldüğünü; babası ilgili ve sevgi dolu olan çocukların ise akran ilişkilerinde daha başarılı olduklarını ortaya koymaktadır (Aktaş, 1993). Baba figürünün fiziksel olarak bulunmadığı ya da duygusal olarak yetersiz olduğu ailelerde, çocuklarda otorite boşluğu, kurallara uymama ya da tam tersi şekilde içe kapanıklık ve güvensizlik gibi davranış örüntüleri gözlenebilmektedir.
Sonuç olarak, babanın çocuğun yaşamındaki varlığı; kişilik gelişimi, güvenli bağlanma, sosyal uyum ve sağlıklı rol model edinimi açısından belirleyici bir öneme sahiptir. Babanın bulunmadığı durumlarda, bu rolün aile içindeki başka bir yetişkin erkek figürü tarafından desteklenmesi, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarının karşılanması açısından koruyucu bir işlev görebilir.