Âşık olmak size dünyanın en güzel duygularını tattırabilir. Ayaklarınızı yerden kesebilir. Sizi dünyanın en mutlu insanıymış gibi hissettirebilir. Fakat aşıkken ne kadar yoğun duygular hissettiyseniz ayrılınca da bir o kadar yoğun duygular hissedersiniz.
Sevgilinizden ayrıldıktan sonra “kalp kırıklığı” sadece bir metafor olmaktan çıkar. Beyniniz sadece üzgün hissetmekle kalmaz, bu kaybı bir tehdit, bir yara olarak algılar. Terk edilme yaşandığında ön singulat korteks (İngilizcesi: anterior cingulate cortex) (ACC) aktive olur. ACC aynı zamanda fiziksel acı sonrasında aktive olan bir bölgedir. Kısaca, beyin duygusal acıyı da fiziksel bir acı çekiyormuş gibi algılar. ACC yanı sıra amigdala ve hipokampüs sanki dışarıdan fiziksel bir tehlike varmış gibi çalışmaya başlar.
Beyin ayrılığı sadece romantik bir başarısızlık olarak değil, başınıza gelmiş bir kaza olarak sınıflar. Amigdala beynin iç taraflarında gömülü bulunan badem şeklinde ufak bir yapıdır ve korku başta olmak üzere beynin duygusal hafızasıdır. Hipokampüs ise amigdalanın hemen yanında bulunur. Bu yapı, hafıza kaydı, bellek düzenlemesi ve stres regülasyonu gibi birçok kritik görevden sorumludur.
Terk edilme veya reddedilme durumlarında bu alanlar DSM-5'te bulunan travma maruziyetiyle karşılaştırılabilir düzeyde harekete geçirir. Bu travmanın etkisiyle düşünce kalıplarımızı etkileyecek düzeyde değişimler gerçekleşir. Duygusal kontrole en ihtiyaç duyduğumuzda kontrolü sağlayan alanlardan mahrum kalırız. Özellikle depresyondaki bireylerde, reddedilme, sosyal acının sinirsel merkezleri olan ön insula ve dorsal ön singulat korteksteki aktivasyonu daha da artırır. Fakat her beyin aynı şekilde tepki vermez.
Geçmiş dönemlerde, özellikle çocukluk dönemlerinde, olumsuzluklara sık sık maruz kalan bireylerin stres sistemlerinin daha duyarlı hale geldiği bilinmektedir. Çocukken ihmal edilmiş bireylerin daha küçük hipokampal alana sahip olması da bu bulguyu desteklemektedir. Eşini vefat ya da boşanma yoluyla kaybeden yetişkinlerde ise demans hastalarında sık karşılaşılan amyloid- β eksiliği ve bilişsel zayıflama görülmektedir. Bu, ayrılan kişinin nörodejeneratif bir hastalığa sahip olacağı anlamına gelmese de yetişkinler için büyük bir risk arz etmektedir.
Söylediklerim kulağa korkunç gelebilir ama beyin kendini yenileyebilen bir organdır. Hasarın hiçbiri geri alınamaz değil. Merak etmeyin. Aşk acısına verilen tepkiler de değiştirilebilir. Bilişsel yeniden değerlendirme yöntemleri, beyindeki duygusal belirteçleri azaltabilir ve bu da bireylerin bağlanmayla ilgili olan nöral aktivasyonları onarabileceklerini gösterir. Özellikle bazı terapi yöntemleri çiftlerde bağlanma stillerini değiştirip kişilerin duygusal tehditlere verdikleri tepkileri düzenlediği görülmektedir.
Özetle bağlanma stillerimizde nöron ağlarımız gibi esnektir. Aşk bittiğinde beyin geçici olarak acı, tehdit ve keder devrelerini aktive eder. Geçmişte yaşanan olumsuzluklar veya kronik stres durumlarında, bu süreçler beynimizde yapısal izler bırakabilir. Ancak bağlanmayı sağlayan nöral sistemler iyileşmeyi de mümkün kılar. Sonuç olarak, kalp kırıklığı sadece duygusal bir deneyim değildir. Aynı zamanda nörobiyolojik bir olaydır ve tüm nörobiyolojik olaylar gibi, değişime açık bir sistem içinde gelişir.
Aşkla kalın...